Ana sayfa

 

Ana Sayfa    |    Üye Ol   |   Üye Girisi   |   Sepetim  |  Siparis Takibi   |   Destek   |   Iletisim
Doğal Sağlık Merkezi
Bitkisel Takviyeler
Organik Kozmetik
Dermokozmetik
Cilt Bakımı ve Güzellik
Sağlıklı Saç Dünyası
Ağız ve Dişeti Sağlığı
Anne ve Bebek Sağlığı
Botanik Kütüphane
Çocuk Sağlığı
El ve Ayak Ürünleri
Erkeklere Özel
Güneşten Koruma/Bronzlaşma
Haşere/Hayvan Kovucular
İstenmeyenler Tüyler
Kadın ve Güzellik
Kilo Aldırıcılar
Medikal Market
Organik Temizleyiciler
Sağlıklı Cinsel Yaşam
Sigaraya Son
Sporcu Besinleri
Terlemeyi Önleyiciler
Vitamin ve Mineraller
Zayıflama ve Diyet
Anasayfa >
HABERLER
Bu Yıl Ramazan da Ağız Kokusu Olmayacak!! 01/09/2009

 

Değerli Okuyucular;

 

Yazıma başlamadan önce siz değerli okuyucularımızın ve tüm İslam aleminin Ramazan ayının hayırlara vesile olmasını ve iyi bir oruç ayı geçirmenizi dilerim.

 

Söz oruç ayı olan Ramazan dan açılmışken ve hangi konu hakkında yazı yazayım derken bir oruçlunun önemli bir sıkıntısı olan Ağız kokusuna ve bu sıkıntının giderilmesine yardımcı öneriler üzerinde durmak istedim.

 

Ağız kokusu genelde ağız içine yerleşmiş bakterilerin kötü kokulu atıklar üretmesi sonucu olıuşur. Oruç ayı dışında herhangi bir dişeti veya başka bir problem olmadığında çok fazla ağız kokusuna rastlamayız bunun nedeni iyi bir ağız yıkama sıvısı olan suyu rahatlıkla içebilmemiz ve gargara yapabilmemizdir.

 

Peki Ramazan ayı boyunca ağız kokusunu en aza indirmek için neler yapabiliriz,Buyrun size birkaç pratik bilgi:

 

-Yemekten sonra Maydonoz yaklaşık 5 dk çiğneyebilirsiniz. Maydonoz klorofil bakımndan oldukça zengin bir bitki olduğundan dolayı güçlü bir nefes tazeleyicidir.

 

-Ya da 1 çay kaşığı anason tohumunu yarım litre suda birkaç dakika kaynattın. Ilıdıktan sonra süzün ve isterseniz çay olarak için , isterseniz ağız yıkama sıvısı olarak kullanın.

 

-Kişniş geleneksel nefes kokusu giderici ilaçlardan birisidir. 50-60 gr taze kişnişi yarım litre suya ekleyip 3-5 dakika kaynatın. Süzdükten sonra tıpkı anason gibi , isterseniz çay olarak için isterseniz ağız yıkama sıvısı olarak kullanın.

 

-Dere otuda tıpkı maydonoz gibi klorofil bakımından oldukça zengin olup güçlü bir nefes tazeleyicidir. Yemekten sonra Maydonoz gibi yaklaşık 5 dk çiğneyebilirsiniz. ( Eğer hamileyseniz dereotunu ilaç gibi düzenli kullanmak sorunlara yol açabilir. Bu yüzden ara sıra kullanmanızı öneririm. )

 

-Ve hepimizin çok iyi bildiği Nane, birkaç adet nane yaprağı kaynatılmış su içinde 5-10 dk bekletildikten sonra süzülüp suyunu ağız yıkama sıvısı olarak kullanın.

 

Ayrıca sahurdan ve iftardan sonra Eludril Antibakteriyel ağız çalkalama suyuyla da ağzınızı çalkalayarak bakteri oluşumunuda engelleyebilirsiniz.

 

Bunun dışında;

1-      Sahurdan sonra mutlaka ağız iyice çalkalanmalı ve dişler mutlaka fırçalanmalıdır.

2-      Diş ipi kullanılarak diş arasındaki atıklar temizlenmeli ( Bu sayede bakteriler için uygun ortamı ortadan kaldırabilirsiniz.

 

Yukarıda bahsettiğim önerileri uygulamanız durumunda ağız kokusu en aza indirgenerek ağız kokusunun olmadığı bir Ramazan geçirebilirsiniz.

 

Saygılarımı sunar,iyi Ramazanlar dilerim.

 

Ecz.Fidan ÖZDOĞAN


Yazan: Ecz.Fidan ÖZDOĞAN

Nutrigen Çocuklarınız İçin En İyisi 26/08/2009

nutrigen şurup, damla ve saşe (toz) formda vitamin mineral desteği ürünler serisidir.
nutrigen ‘in tüm formları çocukların büyümesi ve gelişmesi için gerekli vitamin mineral desteğini sağlar. nutrigen ürünlerinin üretilmesi sırasında kalite ve çocukların ihtiyaçları göz önünde bulundurulur. nutrigen serisinin her bir ürününün çocuklar için yararlı olduğu garanti edilir. Tüm ürünler tam otomatik sistemlerle özenle ve dikkatle kontrol edilir. nutrigen Ürünleri içindeki hammaddeler özenle seçilir ve dünyanın önde gelen üreticilerinden temin edilir. Ürünlerin formülasyonları ve raf ömürleri tüm maddelerin birbirleriyle uyumlu olduğundan emin olmak için güçlü testlerden geçirilir.
nutrigen 'in özel formüllü şurupları 2 yıl raf ömrüne sahiptir.


Yazan: Botanikecza.com

25/08/2009

Oral Aft (Ağız Yarası)

 

Aftın oluş nedenini belirlemek için çeşitli araştırma yapılmıştır. Ancak aftın oluşumunu hızlandırıcı ve seyrini kötüleştirici birçok faktör faktör saptanmasına karşın oluş nedeni tam olarak belirlenememiştir.

Bu nedenle aft oluşumunu hızlandıran ve iyileşmesini geciktiren faktörlerden bahsetmek mümkündür.

Aft oluşumunda hangi faktörler önemlidir?

- STRES

Günümüzde migren, yüksek tansiyon ve gastrit gibi birçok hastalığın nedenleri arasında kabul edilen stres aft oluşmasının en önemli nedenlerinden birisidir.

Hanımlarda premenstural gerginlik (adet öncesi dönem) de aft oluşumunu hızlandıran faktörlerdendir.

- YİYECEKLER

Turunçgiller, sirke, turşu, patates cipsi, tuzlu ve baharatlı çerezler gibi ağız mukozasını tahriş edebilen yiyecekler aft oluşumunu hızlandıran önemli faktörler arasında sayılmaktadır. Bunların yanı sıra bazı bünyeler için alerjik olabilen kara buğday, çavdar, arpa, çikolata, fındık, kabuklu deniz hayvanları, soya, domates, bazı patlıcan, elma, incir, peynir gibi yiyecekler de aft oluşumunu hızlandırırlar.

- TRAVMA

Yanak dil dudak ısırma, sert yiyeceklerin tahrişi ve yumuşak olmayan diş fırçalama işlemleri ve iyi adapte olmayan protezlerin neden olduğu vuruklar, diş tedavileri sonrası aft için uygun zeminin oluşmasına yardımcı olurlar.

- DİŞ MACUNU

Diş macunlarının temizleme özelliğini artırmak için köpük yapıcı olarak yapılarına katılan "sodyum lauryl sulhate" ( SLS ) mukoza hücrelerinin yıkımını artıran tahriş edici bir kimyasaldır. SLS bu özelliği ile aft oluşumu üzerine direkt etkili olan bir maddedir.

Özellikle aft sorunu olan kişilerin kullanabilmesi için günümüzde daha az oranda (%1.25) SLS içeren diş macunları üretilmektedir. (Tom's of Maine Natural Toothpaste , Oral-B Sensitive Fluoride Toothpaste.)

- SİSTEMİK HASTALIKLAR

Behçet Hastalığı: Genital ülser, konjuktivit, retinit, lokositoz gibi, birçok sistemik belirtiler yanında ağız içerisinde oluşan tekrarlayıcı aftlarla kendini gösteren bir hastalıktır.

Birçok malign ve otoümmin hastalıklarla birlikte de tekrarlayıcı aftlar görülebilmektedir.

- DİĞER NEDENLER

B12 vitamini ve demir noksanlığı,sigara içme, tütün çiğnemenin gibi alışkanlıkların de aft oluşumuna katkıda bulunan önemli faktörler olduğu bilinmektedir.

Tedavi

Aftlar herhangi bir tedavi uygulanmasa da genellikle 7-10 gün sonra kendiliğinden iyileşmektedir. Aft sorunu ile karşı karşıya olanların aşağıda sıralanan işlemlerden birini yada birkaçını uyguladıklarında daha rahat bir periyot geçirmeleri mümkündür:
 
Ağrıyı azaltmak ve iyileşme periyodunu kısaltmak için:

- Sıcak, asidik ve tahriş edici gıdalardan kaçınılmalır.
- "2% hydrogen peroxide" solusyonuna batırılan pamuk yada gazlı bez ile aft bölgesi temizlenebilir.
- Su ile karbonat karışımından hazırlanan ince yapılı bir krem aft üzerine sürülebilir.
- Yarım bardak suya yarım kaşık tuz ilavesi ile elde edilen solusyonla günde üç kez gargara yapılabilir,
- Yemeklerden önce aft bölgesine "xylocaine" solusyonu ya da ağız için hazırlanmış anestezik kremler uygulanabilir.
- Aft üzerine uygulanacak "orabase", "Gly-oxide", "Cankaid","Ambesol" gibi ağız içi kremler uygulanabilir.
- "sucralfate" tableti ılık suda eritip gargara yapılabilir.
- Özellikle aftı başlangıç aşamasında "tetrasiklin" tableti suda eriterek elde edilen solusyon ile gargara yapmak aftın fazla büyümesini engeller ve ağrıyı azaltır.
- Gene aftın başlangıç safhasında bölgeye bir topikal steroid "%0.1 lik triamcinalone" uygulanması ya da steroidli bir gargara "betamethasone syrup" ile gargara yapmak aftın fazla büyümesini engeller ve ağrıyı azaltır.
- "Chlorhexadine"li gargaralar iyileşme periyodunu kısaltır.

"Tetrasiklin" şurup la hazırlanan 12,500 unite "nystatin", 1.25 mg "diphenhydramine", ve 0.25 mg/m "hydrocortisone" karışımı 'shotgun' solusyonu olarak kullanılabilir.

Bir kaç aft ilacı bağlantısı için lütfen tıklayınız.

ORAL MEDIC AFT İLACI

Kırmızı Dut Şerbetinin de aft yarasına iyi geldiği tespit edilmiştir.

AFT ile UÇUK arasındaki farklılıklar :

Aft ile uçuk genellikle aynı belirtileri gösterdikleri için birbirleri ile karıştırılabilmektedir. Ancak aralarında birçok temel farklılık vardır:

AFT

1. Kesinlikle ağız içersinde oluşur.
2. Bulaşıcı değildir.
3. Aftın oluşmasına virüsler neden olmaz.


Yazan: Botanikecza.com

Kafkasların Gençlik İksiri Kefir in Sağlık Üzerine Etkisi 22/08/2009

Kefir, (Çerkesçe Kundeps) çok eski yıllardan beri Kafkasya’da bugün ise tüm dünyada ticari maksatla imal edilen Kefir mayası yardımıyla yapılan köpüklü, koyu kıvamlı (yoğurt kıvamında), hafif ekşimsi bir içecektir.

 

Kefir, beyazımtrak renkte, karnıbaharı andırır şekilde ve genellikle bezelye veya fındık büyüklüğünde tanelerden meydana gelmiştir. Kefir tanesinde; Torula mayaları, Sacharamyces sp., Streptococcus cremoris, Betabacterium sp. gibi mikroorganizmalar bulunur. Bunların faaliyeti sonucu süt asidi, etil alkol ve karbondioksit meydana gelir. Kefir tanesi içerisinde bulunan mikroorganizmalardan bazıları süt şekerini parçalayarak süt asidi oluştururlar ve süt pıhtılaşır.

Çeşitli yayınlarda kefirin alerjik rahatsızlık,iştahsızlık, uykusuzluk, verem ve böbrek hastalıklarında, bronşit ve astımda, ekzema tedavisinde, bağışıklık sisteminin kuvvetlendirilmesinde kullanıldığı belirtilmektedir.

Kefirin Kaynağı ve Tarihçesi

Kefirin gücünün bilinmesi ve isimlendirilmesi 18.yy başlarına kadar uzanır.Kefir tanelerinin Allah’ın Kuzey Kafkasyalı müslümanlara bir hediyesi olduğuna inanılır.Kefir tanelerini her jenerasyon bir sonrakine aktararak devam ettirmiştir.Kefir taneleri bir sülalenin elinde nasıl üretildiği gizlenerek uzun zaman üretilmiştir.

1900 lerin başlarında Tüm Rus sağlıkçıkları derneği Blandov kardeşlerle irtibata geçti, bu kardeşler Kuzey Kafkasya da peynir fabrikası işletiyorlardı. Kardeşlere kefir tanelerini ele geçirmek için yardım edip etmeyeceklerini sordular. Kardeşler bu iş için Irina Sakharova adından yanlarında çalışan güzel bir işçi kızı kullanmaya karar verdiler.Irina Kafkas prensi Bek-Mirza Barchorov’u kefir tanelerinden biraz almak için ikna edecekti. Irina gerçekten prensi güzelliğiyle etkiledi ama prens bu kıymetli probiotik-elması vermeyi inançlarından dolayı reddetti.

Buna rağmen prens irina’dan vazgeçmek istemedi.İrina tam geri dönecekken prensin adamları tarafından kaçırılarak geri getirildi.Geleneklere göre kaçırdığı için evlenmek zorunda olan prens tam bunu gerçekleştirecekken Blandov kardeşler irinayı prensin elinden kaçırdı.Durumu rus çarının mahkemesine götüren irinaya prens altın ve elmaslar teklif etti .İrina ise bunların yerine kefir istedi.Bu sayede elmastan daha değerli kefiri elde eden irina 1908 yılında Moskova’ya ilk kefiri getirmiş oldu.Kefir ilaç olarak tüberküloz hastalarını tedavi etmekte kullanıldı..

KEFİRİN SAĞLIKLA İLGİLİ BAZI ÖZELLİKLERİ

Kefir, bileşiminde genel olarak %0.6-0.9 süt asidi, %0.6-0.8 alkol ve hacimsel olarak %50 CO2 içermektedir. Süt şekeri fermentasyon sonucunda %75 oranında azalmıştır ancak Vitamin B12 ve folik asit ise oldukça zenginleşmiştir.



Sütteki tüm besin maddelerini içerdiği için kefir beslenme değeri yüksek bir süt ürünüdür. Mikroorganizmaların etkisi ile laktoz ve proteinlerdeki değişmeler, kefirin sindirimini kolaylaştırmaktadır. Ayrıca bu maddeler serinletici, iştah açıcı bir özelliğin, sevilen tat ve aromanın oluşmasına neden olmaktadırlar. Kefirdeki süt şekeri olarak da bilinen laktozun oranı azaldığı için laktoza duyarlı kişiler kefiri rahatlıkla tüketebilmektedirler. Başta B12 olmak üzere bazı B grubu vitaminler kefir kültüründe bulunan mikroorganizmalar tarafından sentezlenebilmektedirler. Kefirde oluşan süt asidinin %90’dan fazlasının kolayca hazmedilebilme özelliği bulunan L(+) süt asidi olduğu bildirilmektedir.



Kefirin gençlik içkisi olarak tanındığı ve su yerine içildiği Kafkasya’da tüberküloz, kanser ve hazım bozukluğu gibi hastalıklara rastlanmadığı ve ortalama insan ömrünün 110-130 seneye ulaştığına ait bilgiler bir çok literatürde yer almaktadır. Kefirde oluşan asetik asit, H2O2 gibi antibakteriyel maddeler ile antibiyotikler, E. coli ve Salmonella gibi patojen bakterilerin gelişmesine engelleyici etki yapmaktadırlar. Ayrıca kefir, mide, pankreas gibi bazı organların salgılarını da arttırmaktadır. Yapılan çalışmalar bu süt ürününün sinirsel rahatsızlıklar, iştahsızlık ve uykusuzluk için iyi bir ilaç olduğunu göstermiştir. Ayrıca halk arasında kefirin yüksek tansiyon, bronşit, sarılık, ishal, kabızlık, ekzema ve safra rahatsızlıklarını iyileştirdiği bilinmektedir. Düzenli olarak günde en az 500 mL kefir 6 ay tüketildiği zaman kefirin organizma üzerine stabilize edici, gençleştirici bir etkiye sahip olduğu, yaşlıların sağlığı üzerine çok yararlı etki yaptığı belirtilmektedir. Ayrıca karaciğer, safra, böbrek, kan dolaşımı, kalp metabolizması üzerine olumlu etki yaptığını, kireçlenmeyi önlediğini belirten bilgilerin bulunduğu da açıklanmaktadır.

Kefir Kolay sindirilebilir olması, bağırsakları temizlemesi, faydalı bakteriler, mayalar, vitaminler, Mineraller ve Proteinler içermesi, Kefiri son derece değerli kılıyor. Kefir, dengeleyici bir gıda. İçerdiği yapılar ile bağışıklık sistemine yardımcı olduğu gibi, AIDS gibi rahatsızlıkların kötüye gidişini yavaşlattığı, aşırı yorgunluk sendromuna, herpes ve kansere karşı olumlu etkilerinin olduğu biliniyor.

Sinir sistemi üzerine olan sakinleştirici etkisi nedeniyle, uyku bozuklukları, depresyon ve hiperaktivite rahatsızlıklarında da bire bir. Bu hayati önem taşıyan içecek, dünyanın farklı yerlerinde kronik yorgunluk sendromu, Astım, deri rahatsızlıkları ve Antibiyotik tedavisinden sonra iç eko-sistemin temizlenmesinde de kullanılıyor.

  • Kefir Bebeklikten ergenliğe kadar; kemiklerin ve dişlerin oluşumu ile sağlıklı dokuların ve kasların gelişimini olumlu etkiler.
  • Kefir Vücudun gelişmesi için gerekli olan vitamin, Mineral ve Protein desteğini sağlar.
  • Kefir Bağışıklık sistemini güçlendirdiği için mikrobik enfeksiyonlara karşı direnci arttırır.
  • Kefir Aşırı çikolata, şeker ve sakız tüketen çocukların sağlık risklerini azaltır.
  • Kefir Diş çürüklerini önler.
  • Kefir Şekerin özümlenmesini sağlar ve şekeri enerjiye dönüştürür.
  • Kefir İştah açar ve beslenmeye güçlü destek oluşturur.
  • Kefir Asabi hastalıklarda rahatlatıcı görevi görür.
  • Kefir İshale ve kabızlığa karşı etkindir.
  • Kefir Kansızlığı önler ve kan bozukluğunu giderir.Tırnakların sağlıklı kalmasını sağlar.
  • Kefir Görme yeteneğini güçlendirir.
  • Kefir Kesiklerin ve yaraların hızla iyileşmesini sağlar.
  • Kefir Zeka gelişimine önemli katkı ve zihinsel aktiflik sağlar.
  • Kefir Astım ve Alerjiye karşı direnç oluşturur.
  • Kefir Çocukların büyümesinde doğal koruma ve güvenli beslenme sağlayan nefis bir süt içeceğidir.
  • Kefir Büyümeye güçlü destek sağlar.
  • Kefir Boy uzamasına ve sağlıklı gelişime yardımcı olur.
  • Kefir Ergenlik dönemine Pozitif etkinlik katar.
  • Kefir Hormon dengesinin kuruluşuna yardımcı olur.
  • Kefir İhtiyaç duyulan enerji için mükemmel destek verir.
  • Kefir Zihinsel ve fiziksel gelişime benzersiz katkı sağlar.
  • Kefir Beyin hücrelerini aktifleştirir ve beyinsel dinamizmi arttırır.
  • Kefir Aşırı şişmanlamaya veya zayıflamaya karşı frenleyici görev üstlenir.
  • Kefir Sindirim sistemini inşa eder ve tam beslenme sağlar.
  • Kefir Sindirim esnasında protein sentezine olumlu yardım eder.
  • Kefir Bağırsak florasını inşa eder.
  • Kefir Böbrek fonksiyonlarını düzenler.
  • Kefir vitamin ve Mineraller arasında işbirlikçi yapısıyla simbiotik çimento görevi görür.
  • Kefir Cilt güzelliğine ve parlaklığına olumlu etkiler yapar.
  • Kefir Ciltteki yağlanmayı ve kepeklenmeyi önler. Saçları kuvvetlendirir.
  • Kefir İç ve dış kanamalarda kanamaları durdurmaya yardımcı olur.
  • Kefir Yanıkların hızlı iyileşmesini sağlar.
  • Kefir Dokuları tamir eder.
  • Kefir Vücudun Sıvı dengesini optimum seviyede tutar.
  • Kefir DNA sentezini ve yenilenmesini olumlu etkiler.
  • Kefir Hücrelerin Oksijen almasında etkili görev üstlenir.
  • Kefir Gençlik döneminin etkin, enerjik ve aktif bir dönem olmasında unutulmaz bir partnerdir.
  • Kefir Gençlik ve dinçlik duygusunun sürekliliğini sağlar.
  • Kefir Yorgunluk ve strese karşı koruyucu bir kalkandır.
  • Kefir Cinsel fonksiyonların devamlılığında aktiflik kazandırır.
  • Kefir Vücudun bütün organlarının uyumlu ve senkronize çalışmasını düzenler.
  • Kefir Kanı temizler, klosterolü dengeler ve yüksek tansiyonu düşürür.
  • Kefir Damar sertliğini ve kalp krizi riskini önler.
  • Kefir Uykusuzluğu giderir. Spor yapanlar için enerji deposudur.
  • Kefir Ferahlatıcı hoş kukusu ve benzersiz tadıyla rahatlık verir, dinlendirir ve gevşetir.
  • Kefir Yemeklerde keyfinize keyif katar.
  • Kefir Hazmı kolaylaştırır.
  • Kefir Diyet yapanlar için en ideal içecektir.
  • Kefir Kilo aldırmaz ve beslenme sentezi oluşturur.
  • Kefir Kemoterapi tedavisi sürerken vücudun güçlü kalmasını ve beslenmenin devamlılığını sağlar.
  • Kefir Kas kasılmalarını ve krampları önler.
  • Kefir Selülitlere karşı etkindir.
  • Kefir Yağ dokularını çözümleyici fonksiyon içerir.
  • Kefir Sindirim sistemindeki trafiği düzenler.
  • Kefir Birçok hastalığın oluşumunu ilk başlangıçtan itibaren hemen önler.
  • Kefir Başta üreme hormonları östrojen, progesteron, testesteron olmak üzere kortizon, ensülin, trioid, serotonin ve adrenal hormonları üzerine olumlu etkiler yapar.
  • Kefir Mide asitleri ile salgıların düzenli ve verimli üretilmesine katkıda bulunur.
  • Kefir Alkol alanlar açısından kaybolan vitaminlerin geri alımında tam bir takviye sağlar.
  • Kefir Zehirlenmelere karşı kanı temizler.
  • Kefir Vücuda giren siyanürü etkisizleştirir.
  • Kefir Saç dökülmesini azaltır.
  • Kefir Doğum kontrol hapı ve idrar söktürücü ilaç alanlara yardımcı olur.
  • Kefir Antibiyotik ilaçlar vücuttaki tüm vitaminleri ve bakterileri öldürdüğünden; doğal savunma ve savaş ordularını kurarak doğal antibiyotik görevi üstlenir.
  • Kefir Sinir sistemini sürekli reorganize ettiğinden çelik gibi güçlü yapı oluşturarak sakinlik ve rahatlık verir.
  • Kefir Antioksidan özellikleri ile hücre yenilenmesine katkı sağlar.
  • Kefir Menopoz dönemindeki riskleri azaltır.
  • Kefir Aşırı yıpranmayı ve yaşlanmayı yavaşlatır.
  • Kefir Damar sertliğini engeller.
  • Kefir Uzun ve sağlıklı bir ömür trendine yönelik metabolizmanın mimarıdır. Kemiklerin ve kasların güçlü kalmasına destek sağlar.
  • Kefir Osteoporoz ve Alzheimer hastalığına karşı direnç oluşturur.
  • Kefir Prostat ve bağırsak kanseri başta olmak üzere birçok kanseri önleyici etkisi olduğu bilinmektedir.
  • Kefir Adale kasılmaları ile felce karşı etkindir.
  • Kefir Ellerdeki titremeler ile bellek zayıflığını ve dikkat azalmasını önler.
  • Kefir Kronik güçsüzlüğe karşı kuvveti arttırır.
  • Kefir Sinir iltihaplarına bağlı olarak el ve ayaklardaki uyuşma ile karıncalanmaları azaltır.
  • Kefir Görme zayıflığını ve katarakt oluşumunu engeller.
  • Kefir Serbest radikallerin, ağır metallerin ve zehirli Gazların vücuttaki olumsuz etkilerini azaltır.
  • Kefir Kronik depresyona karşı olumlu iyileştirmeler yapar.
  • Kefir Genç yaşlanmayı sistemize eder.
  • Kefir Mutlu bir yaşlılık dönemi için vazgeçilmez doğal bir dosttur.

Yazan: Botanikecza.com

Dünyanın bir numaralı siğil giderici ürünü olan Wartner şimdi Türkiye’de.. 11/08/2009

Siğil giderici ürün Wartner Türkiye de !
 

Siğilin 10-14 gün arasında düşmesini sağlar. Kullanım kolaylığı ile evde güvenle uygulanabilir.Wartner genel ve taban siğillerini yok etmek için geliştirilmiş en yeni buluştur. Virüsü öldürür ve siğili dondurarak yok eder. Doktorlar tarafından kullanılan metodun aynısıdır. Wartner ve doktorların kullandığı kriyoterapi yöntemi bilimsel olarak karşılaştırılmış ve 2 yöntemin de aynı derecede etkin, toleranslı ve güvenli olduğu tespit edilmiştir.
Anne ve çocuğun en rahat olduğu ev ortamında kolaylıkla uygulanılır. Bir paketle 12 siğil tedavi edilebilir.
 
Wartner genel siğiller ve taban siğili için geliştirilmiş 2 ayrı ürünle şimdi TÜRKİYE DE !!!

Tıklayınız Yazan: Botanikecza.com

Dikkat Güneş Var!! 12/07/2009

Dikkat Güneş Var..

 

Sonunda birazda geç olsa da yaz geldi ve cildimizi erken yaşlanmaktan ve güneşin zararlı ışınlarından korunmak için güneşten korunmanında zamanı geldi..Yaz aylarının en önemli ve ihmal edilmemesi gereken konularından biridir güneşten korunmak her ne kadar çoğumuz bu konuyu es geçsekte bu konunun üzerinde neden durmamız gerektiğinden bahsedeceğim bu yazımda..

 

Öncelikle güneşten bahsedelim biraz..Güneşin hem yararlı hemde zararlı etkileri vardır;yararlı etkilerinden biri ruhsal olarak kişinin kendisini iyi hissetmesini sağlar diğer bir yararı ise ciltte D vitaminin üretilmesini sağlayarak kemik gelişiminde ve bazı cilt hastalıklarına iyi gelmesidir. Zararlı etkilerine gelirsek güneşe aşırı maruz kalma,cildin yaşlanmasının hızlanmasına neden olur;belirli cilt reaksiyonlarına yol açabilir ve cilt kanseri riskini artırır.Bunun yanında güneş tarafından yayılan zararlı ışınlar olan UV ışınları deriye rengini veren melanin pigmentlerinin oluşumunu harekete geçirir veUzun dönemde cilt kanserine yol açma riski vardır. Güneşin zararları yararlarına göre daha fazla risk oluşturması dolayısıyla güneşten korunmak bir zorunluluk haline gelmektedir.


Güneş ışığına maruz kaldığınız zaman, aşağıdaki temel davranış kurallarına uyulması gerekir.

  • 11:00 ile 15:00 saatleri arasında doğrudan güneş ışığına maruz kalmaktan kaçınınız.
  • Tişört, şapka ve güneş gözlüğü kullanınız
  • Bulutlu havalarda UV ışınlarının %60’ı yeryüzüne ulaşır – böyle zamanlarda da cildinizi koruyunuz
  • Cam, UVA ışınlarını kesmez – seyahat ederken bile UVA ışınlarına maruz kalabilirsiniz.
  •  Yaz aylarında mutlaka koruma faktörü en az 15 (SPF:15) olan ürünler kullanılmalı, hatta açık tenli kişilerde bu faktörün 30 veya daha üzeri olmasına dikkat edilmelidir.     
  • Güneş  cildi kurutur - güneşe maruz kaldıktan sonra nemlendirici losyonlar kullanabilirsiniz.
  • Güneşe çıkmadan önce parfüm ya da after-shave kullanmayın, çünkü  bunlar alerji riskini artırrabilir.

 

Peki neden güneş koruyucu kullanmalıyız?

Deriye doğal rengini veren koyu pigmente “melanin” adı verilir. Melanin, “melanosit” adı verilen pigment hücreleri tarafından üretilir. Derimiz güneşe maruz kaldıktan sonra, melanositler daha fazla ultraviyole ışını absorbe edebilmek için, daha fazla melanin üretmeye başlar. Böylece cilt rengi koyulaşır. Gerçekte bronzlaşma derinin çoktan güneş hasarı gördüğünün ve kendini bundan korumaya çalıştığının bir işaretidir. Ne yazık ki bronz görünüm, pek çok kişi tarafından sağlık göstergesi olarak algılanmasına rağmen, sağlıklı bronzlaşma diye bir kavram bulunmamaktadır.

Bilindiği gibi güneşin kısa ve uzun vadeli pek çok olumsuz etkisi bulunmaktadır. Kısa vadeli etkiler arasında güneş yanıkları, bronzlaşma ve çiller sayılabilir. Uzun vadeli etkiler arasında kırışıklık ve lekeler gibi foto yaşlanma belirtileri ve deri kanseridir. Her beş deri kanseri olgusundan dördünde neden, güneşin ultraviyole ışınlarıdır.

O nedenle bu etkiyi en aza indirmek için Güneş Koruyucu kullanması gereklilikten çok bir zorunlulukluk haline gelmektedir.

Güneş koruyucular nasıl etki gösterir?

Güneş koruyucular ikiye ayrılır :

1)Ultraviyole ışınlarını sünger benzeri absorbe eden organik/kimyasal filtreler.

2)Bu ışınları ayna gibi yansıtan inorganik/fiziksel filtreler.


 
Bir güneş koruyucunun ışından koruma etkisi, SPF yani Güneş Koruma Faktörü (GKF) ile gösterilir. SPF, UVB ışınlarından koruma derecesini yansıtır:

SPF = Güneş koruyucu ile ciltte kızarıklık gelişene kadar geçen süre/Güneş koruyucusuz ciltte kızarıklık gelişene kadar geçen süre

Örnek olarak, güneş ışığına güneş koruyucu kullanmaksızın maruz kaldığınızda cildinizde 10 dakika içerisinde kızarıklık meydana geliyorsa, 16 SPF’lik güneş koruyucu sizi uygun koşullarda güneşe karşı 160 dakika koruyabilir. 20 dakika içinde kızarıklık medyaya geliyorsa 320 dakika koruyabilir.

UVA ışınlarına karşı koruma etkisini ölçmek içinse, yaygın biçimde kabul edilen Avustralya Standardı kullanılır. Eğer bir ürün bu standardı karşılıyorsa, dalga boyu en tehlikeli UVA aralığı sayılan 320 ve 360 nm arasında olan UVA ışınlarının % 90’ından fazlasını filtreleyecektir.

Tip 2 genellikle kolay yanar ancak minimum bronzlaşır.(Yüksek faktörlü(En az 50 Spf kullanması öneril

Hangi deri tipine hangi güneş koruyucu kullanılmalıdır?

“Fitzpatrick” olarak adlandırılan cilt tipi sınıflandırması, cildin güneşe maruz kalmış olduğu sürece verdiği tepkiye göre yapılmaktadır.

·         Uluslar arası standartlara göre deri tipleri fototip 1’den (kolay yanan ancak bronzlaşamayan) fototip 6’ya (kolay yanmayan koyu siyah ten) kadar 6 kategoriye ayırırlar. Daha koyu ten rengine sahip kişiler, açık tenlilere göre daha fazla doğal güneşten korunma kapasitesine sahiptir.ir.

·         Deri tipi 1 ve 2 olan kişiler mutlaka tüm güneşten korunma yöntemlerine ek olarak en az 30 faktörlü bir güneş koruyucu kullanmalıdır.

·         Tip 3, bronzlaşabilmekte ve bazen güneş yanığı olabilmektedir. ( 30-25 Spf kullanması önerilir.)

·         Akdenizli deri tipine sahip olan kişiler (Tip 4) kolay bronzlaşabilmekte ve nadiren güneş yanığı olmaktadır.(25-16 Spf kullanması önerilir.)

·         Deri tipi 3 ve 4 için en az 15 koruma faktörlü bir ürün gerekmektedir.

·         Deri tipi 5 ve 6 olan kişilerin ise yoğun ve uzun süre güneşe maruz kalacakları durumlarda güneş koruyucu kullanmaları önerilir.

 

Güneş koruyucular nasıl kullanılmalıdır?

Birçok etken, güneş koruyucuların etkinliğini etkiler. Bunlardan biri de kullanılan miktardır. Yapılan çalışmalarda güneş koruyucu kullananların bu ürünleri gerekenden daha az miktarda uyguladığı saptanmıştır. Ayrıca sırt, boynun iki yanı, şakaklar ve kulaklar sıklıkla güneş koruyucunun atlandığı bölgeler.

Güneş koruyucular, deri yüzeyine santimetrekareye 2 mg gelecek şekilde uygulanmalıdır. Daha az kullanıldığı takdirde koruma oranı düşmektedir. Bunun için de uygulaması için pratik bir yöntem önerilmektedir: Yüz, boyun ve tek kol için her bir alana en az yarım tatlı kaşığı; gövde, ön yüz, arka yüz, tek bacak için en az birer tatlı kaşığı.

Güneş koruyucular, güneşe çıkmadan 15-30 dakika önce sürülmeli dışarı çıkmadan hemen önce tekrarlanmalıdır. Bu uygulama, hem atlanan alan yüzeyini minimuma indirmeyi, hem de optimum güneş koruyucu miktarının kullanılmasını sağlar.

Güneş koruyucular 2-3 saatte bir, özellikle yüzme, terleme ya da havlu ile kurulanma sonrası tekrarlanmalıdır.

 

Bu arada şunuda belirtmeliyim ki güneş koruyucularda bir devrim yaratan DAYLONG ürünleri ile günde sadece bir kez uygulayarak tüm gün korunabilirsiniz...

 

Sağlıklı ve Huzurlu bir tatil geçirmeniz dileklerimle..

 

Tüm sorularınız için eczfidan@botanikecza.com  adresini kullanabilirsiniz.

 

Saygılar,

Ecz.Fidan ÖZDOĞAN

 


Yazan: Ecz.Fidan ÖZDOĞAN

Tüm Hakkı Botanikecza.com firmasına aittir|| 2010 ©

Botanikecza.com
Gençlik Caddesi No:89/2 (Anıtkabir Karşısı-Damla Pastanesi Yanı) Anıttepe ÇANKAYA ANKARA
Telefon: 0312 229 9 555-312 229 9 400
Fax: 0312 229 91 91

Ürünler ile ilgili bilgiler sadece bilgilendirme amaçlı olup, kullanımına yönelik hiçbir taahhüt ve tavsiye yerine geçmez.
Ürünler beslenme destek/kozmetik ürünleri olup, ilaç değildir, tedavi amaçlı olarak kullanılmaz.
Ürünlere ait bilgiler üretici/ithalatçı firmaların sitelerinden derlenmiştir.

Mail:
info@botanikecza.com
Elektronik Ticaret için Projesoft E-Ticaret yazılımı kullanılmaktadır.